DOLAR 7,7434
EURO 9,1224
ALTIN 475,058
BIST 1143,51
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Az Bulutlu

‘Bellek unutsa rahatlayacağız ama bir lanet gibi taşıyoruz onu…’

Google'da abone olun Google News

İrem Uzunhasanoğlu üçüncü romanı ‘Evvel Bahar’da ‘hayatta kalmak için hikâye anlatmak zorunda olmak’ fikrinden yola çıkarak okul yatakhanesi yıllarından sırdaş iki kadının öyküsüne çağırıyor okuru. Uzunhasanoğlu ile eksenine hem kişisel hem toplumsal belleği aldığı yeni romanını konuştuk…

‘Bellek unutsa rahatlayacağız ama bir lanet gibi taşıyoruz onu…’
11.09.2020
6
A+
A-

Roland Barthes ‘Romanın Hazırlanışı’ adlı eserinde bir tutku olarak yaratımı kapsamlı bir biçimde ortaya koyarken yazma arzusuyla başlar. İlksel kökene dönecek olursak İrem için yazma arzusunun belirdiği ve yaşamını buna göre inşa etmeye karar verdiğin o an ne zamandır?
Karar anlarım bana hep Robert Frost’un ‘Gidilmeyen Yol’ şiirini anımsatır. “Ormanda bir yol ikiye ayrıldı/ve ben gittim daha az geçilmişinden/ve bütün farkı yaratan bu oldu işte” der. Yazma dürtüsü de beni böyle bir yol ayrımına getirdi ve tam orta yerde bıraktı, o an kendime şu soruyu sordum: Yazı yazmadan yaşayabilecek misin? Kuvvetli bir el beni o ‘az gidilmiş yola’ itti. ‘Alice Harikalar Diyarında’ki Alice’in tavşan deliğinden içeri bakarken kendini büyülü bir dünyada bulması gibi ben de yuvarlana yuvarlana büyülü yazı dünyamı buldum. Sözcüklerin arasında çok mutluyum. Artık yaşamımı buna göre inşa ettiğime göre tüm sözcükler benim, orada sonsuz bir dünya var. Edebiyat beni özgürleştiriyor, sınırlarımı yok ediyor.

‘Evvel Bahar’daki Öykü karakterini anlatırken Walter Benjamin’in ‘Hikâye Anlatıcı’sından bir alıntı yapıyorsun: “Hikâye dinleyen kişi, hikâye anlatıcısının misafiridir.” Bu alıntının romanın temel kurgusunu belirlediğini hissettim…
Romanı kurgularken aklımda iki metin vardı. Birincisi ‘Binbir Gece Masalları’ydı. Şehrazad, Şah onu gün doğarken öldürmesin diye hikâyesini en heyecanlı yerinde yarıda keser. Bir diğer metin Boccacio’nun 1350’de Floransa’daki veba salgını sırasında yazdığı ‘Decameron’du. Salgından kaçmak için toplanan 10 kişi, 10 gün boyunca toplam yüz öykü anlatır. Hayatta kalmak için hikâye anlatmak zorunda olmak fikrinden çok etkilenmiştim. ‘Evvel Bahar’da da Öykü ve Ozan arabada mahsur kaldıklarında soğuktan donmamak için sabaha kadar birbirlerine masallar anlatıyor. Şah olmasa, Şehrazad’ın masalının bir anlamı olmayacak. Ozan olmasa Öykü’nün masalı boşlukta yuvarlanıp yok olacak. Bir dinleyiciniz yoksa, hikâyenizin de bir anlamı yok. Ben de dünyayı bir hikâyeler yumağı olarak algıladığım için anlatan ve anlatıcı üzerine kurguladım ‘Evvel Bahar’ı.

İki ana karakter Öykü ve Firuze’nin bir okul yatakhanesinde başlayan kırık dökük çocukluk anıları, kristal geçmiş, unutmak ve hatırlamak ve yine unutmak romanının ana ekseni diyebilir miyiz?
Bellek hiçbir hikâyeyi unutmuyor, halının altına süpürülen tozlar gibi onu karmaşık bir depoda tutuyor. Sonra en ufak bir koku, bir tat geçmişe dair tüm anıları tetikleyebiliyor. Bellek unutsa rahatlayacağız ama bir lanet gibi taşıyoruz onu. Öykü babasının öldürülüşünü ve annesinin ondan bunu saklayışını unutmuyor, Firuze babasının yeni bir aile kurunca onu yatılı okula terk edişini hep hatırlıyor. Hesaplaşma arzusu asla dinmiyor. Öykü, Firuze’nin yatakhane yıllarından sırdaşı, en yakını, hatta belki ilk saf aşkı… Farklı yollara savrulsalar da aileden gelen travmaları onların en derininde uyuyor, tılsımlı bir müzik duyduğu anda çıkmayı bekleyen sinsi bir yılan gibi.

Hafızayı hep mekânsallaştırdığın göze çarpıyor. Hafıza, kent meselesi romanına nasıl sızıyor?
‘Evvel Bahar’da kişisel belleğin yanı sıra toplumsal ve kentsel bellek de önemli bir yer tutuyor. Kentin hızlı dönüşümü, değişimi ve en önemlisi toplumsal belleği yok etmek adına yıkıp yok edilen tarihi yapılar… Kurmacayı mekânlar üzerinden yapmayı çok seviyorum. İlk romanımda Midilli Adası, Serez, Edremit; ikinci romanımda Kıbrıs, Dipkarpaz Manastırı, Kalambaka’daki Meteora Manastırı, Edirne Şifahanesi ve son romanımda da İstanbul, Tarihi Yarımada’yı seyreden bir restoran, Aşiyan’da bir köşk, karlar altında bir dağ kulübesi ve İnşirah Yokuşu’ndaki manolya ağacının altı. Her biri romanın edebi hafızasına sızmış mekânlar.

‘Bellek unutsa rahatlayacağız ama bir lanet gibi taşıyoruz onu...’EVVEL BAHAR
İrem Uzunhasanoğlu
Doğan Kitap, 2020
248 sayfa, 37 TL.

dugun-gecesi

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.